Covid-19 salgınının ticari sözleşmelere etkisi
Dünyayı 2019 yılının Aralık ayından itibaren etkisi altına alan koronavirüs salgınının, üzerinden yaklaşık bir yıl geçmesine rağmen azalmak yerine artarak devam etmesi üzerine idari tedbirler arttırılmış ve birçok ticari işletme alınan tedbirler nedeni ile olumsuz etkilenmiştir.


Bu da hukuki ihtilafların doğmasına, bazı sözleşmelerin yeni şartlara uyarlanmasına, ticari ilişkilerin yeniden düzenlenmesine neden olmuştur.
Türk Hukuku’nda açıkça hangi haller olduğu yazılmamış olan mücbir sebep kavramı, Covid-19 salgını döneminde ticari ilişkilerin yeniden düzenlenmesi için değerlendirmeye alınabilecektir. Mücbir sebep, tarafların kontrolü dışında meydana gelen, önceden öngörülemeyen, öngörülmesi mümkün dahi olmayan durumları ifade eder. Taraflar, pandemiden etkilendikleri oranda, pandeminin mücbir sebep oluşturduğunu ileri sürerek yükümlülük altına girdiği sözleşmelerdeki sorumluluğunu kaldırmayı ya da sözleşmenin şartlarının yeniden uyarlanmasını talep edebilirler. Her türlü uyarlama için öncelik olarak her zaman taraflar arasındaki sözleşme hükümleri esas alınacaktır. Sözleşmede açıkça mücbir sebep halleri sayıldıysa ve mevcut durum mücbir sebep kabul edildi ise sözleşme hükümlerine göre hareket etmek gerekecektir. Sözleşmede yazılı değil ise veya açıkça mevcut durum ifade edilmedi ise; Borçlar Hukuku’nun genel hükümleri uygulanacaktır. Bu talepler için Türk Hukuku’nda birkaç yöntem mevcuttur.
Geçici hukuki imkânsızlık iddiası
Sözleşmenin konusunun ifa edilmesi, sadece geçici bir süreliğine imkansız hale gelmiş olmasıdır. Borçlu kendi kusuru olmadan ifasını geçici olarak yerine getiremediğinden temerrüde düşmeyecektir. Böylece borcun muacceliyeti hukukî engelin var olduğu süre kadar ertelenmiş olur ve geçici hukukî imkânsızlık var olduğu sürece ifayı talep edemeyen alacaklı, borçlu temerrüdüne bağlı diğer hakları da bu erteleme süresince kullanamaz.
Aşırı ifa güçlüğü nasıl değerlendirilmeli?
Türk Borçlar Kanunu’nun 138. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir. Borçlu, borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa; hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Yani aşırı ifa güçlüğüne dayanarak sözleşmenin bir tarafı, bahsedilen şartlar gerçekleşirse sözleşmeden dönme ya da hâkim tarafından uyarlama talep edebilir.
Olağanüstü fesih hallerinde nasıl hareket edilmeli?
Türk Borçlar Kanunu’nun 331. maddesinde düzenlenmiştir. Burada, taraflardan birisi için sözleşme şartları çekilmez duruma gelirse; hâkim tarafından sözleşmenin parasal sonuçları hakkaniyete göre bir sonuca bağlanılarak sözleşmenin feshine karar verilebilecektir. Zor durumdaki tacirler, yukarıdaki hukuki usullere başvurmak suretiyle ticari sözleşmelerinin askıya alınmasını, uyarlanmasını ya da sorumluluklarının kaldırılmasını talep edebilirler; ancak belirttiğim gibi, salgının mücbir sebep sayılıp sayılmaması ve bu gerekçeyle sözleşmelerdeki hak ve yükümlülüklerin yeniden düzenlenmesi, her olayda her taraf özelinde ayrı ayrı bir değerlendirme yapılarak tespit edilebilecektir.
Salgının sonuçları her işletme için farklı olacak
Sonuç olarak bahsedilmelidir ki, tedbirlere neden olan bu salgının etkileri ve sonuçları her ticari işletme için farklı olacaktır. Her ne kadar, uyarlama mümkün olsa da; salgın tek başına sözleşmelerin uyarlaması için yeterli neden olarak görülemez. Ticari işlerde, tacirin basiretli bir şekilde davranma yükümlülüğü de göz önüne alınarak, salgının mücbir sebep olarak kabul edilmesi ve sözleşmenin uyarlanmasının daha dar bir yorumla gerçekleştirileceği, asıl olanın, sözleşmede ahde vefa ilkesi olduğu unutulmamalıdır. Bu sebeple, hâlihazırdaki sözleşmelerden doğan hak ve yükümlülüklerin uyarlanması da hâkim tarafından olay ve taraflar özelinde yapılacak bir değerlendirme ile mümkün olabilecektir.
Av.Filiz EROL