Tn İstanbul Medya Reklam Turizm Ticaret Limited Şirketi

YÜKSELEN GÜÇ & EGEMEN GÜÇ SAVAŞININ KAZANANI OLMAZ

Genel

Üç çeyrektir küçülme içerisinde olan ekonomide kademeli ve ılımlı iyileşmeler gözlendiği konusunda Merkez Bankası’nın açıklamalarını izliyoruz.

Her ne kadar sanayi üretimi ve kapasite kullanım oranı gibi verilere bu iyileşme yansımamış olsa da yıl sonunda IMF’nin de Türkiye için pozitif büyüme beklentisi devam ediyor.

 

Yılın ikinci yarısından itibaren yükseliş trendinde olan altın fiyatları 1280 dolar/Ons seviyesinden başladığı rallisinde 1.550 dolar seviyelerini test etti. Avrupa’daki resesyon endişeleri, ABD’nin Çin ile süre gelen ticaret savaşları global büyüme üzerindeki riskleri artırıyor, bu durum da dünyanın önce gelen gelişmiş ülke Merkez Bankaları’nın genişleyici bir para politikası uygulamasına sebep oluyor. Bu durum bizim gibi gelişmekte olan ülkelere olan risk iştahını artırıcı pozitif bir gelişme olarak karşımıza çıkıyor. Dünyadaki ekonomik açıdan sıkıntılı olan bu durumlara siyasi gerginlikler de eklendiğinde finansal piyasalardaki dalgalanmanın da boyutu artıyor. Özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin, Kuzey Kore ve bizimle olan ilişkilerde yaptığı ve yapacağı açıklamalar çok zaman ekonomik verilerin önüne geçmeyi sürdürüyor. Trump’ın son olarak FED üzerinde kurduğu baskının FED’in Eylül ayındaki aldığı faiz indirimden etkili olduğu gözlenmiştir. FED’in arka arkaya yaptığı çift faiz indirimi sonrası gözler Ekim ayının son günündeki toplantıya çevrildi. FED üyelerinin yeni bir faiz indirimi olup olmayacağı konusunda farklı görüşleri devam ediyor. Piyasada şu an ağırlık yeni bir faiz indirimi olmayacağı yönünde oluşmuş olsa da toplantı gününe kadar Trump’ın baskıları ile de kararın yine değişebileceği gerçeğini göz ardı etmemek gerekir. 24 Ekim’de ECB faiz kararı ve TCMB faiz kararı toplantıları ile 30 Ekim’de FED faiz toplantısı gerçekleşecek.

Dolar/Euro/Pariteler

Gelişmiş ülke Merkez Bankaları’nın genişleyici para politikası uygulaması TL açısından değer kazandırıcı bir gelişme olarak öne çıkıyor. Para piyasasının genel kuralı şudur ki; “Paranın değerini basan belirler”. Dolayısıyla mevduat faizlerini negatif seviyelere çeken ve her ay piyasaya varlık alımları ile 20 milyar EUR süreceğini açıklayan ECB, eurodaki arzı artıracağından EUR’nun değerini aşağıya gelebileceğinin sinyallerini veriyor. Diğer taraftan faiz indirimlerine devam eden FED, gerekirse varlık alımı yapabileceği mesajını da her toplantısında veriyor. Dolayısıyla bu da doları değerini aşağıya çeken etmenler arasında yer alıyor. Diğer taraftan global ticarette büyük kısmının yapıldığı bu iki para biriminin, ekonomideki daralma sebebiyle talebinde azalma söz konusu. Bu da bu iki para biriminin özelikle gelişmekte olan ülke para birimlerine karşı önümüzdeki dönemde değer kaybı yaşayabileceği ihtimalini kuvvetlendiriyor. Bunlarla birlikte TCMB kanadına baktığımızda, onun da dünya MB’lerine paralel genişleyici politikalarına şahit oluyoruz. Bu durum sebebiyle USD/TL ya da EUR/TL kurunda sert aşağı yönlü hareketler görmüyor, daha çok yatay aşağı bir trend yaşıyoruz. Yıl sonuna kadar da MB’lerden aksi bir açıklama gelmedikçe mevcut seyrin korunacağını tahmin ediyoruz.

BIST 100

Seçim döneminde 83 bin seviyelerine kadar gerileyen endeks seçimlerin sona ermesi ile yükseliş trendi içerisinde girmişti. 100 bin seviyesinin üzerine çıkan BİST 100 endeksinin Mart ayındaki 104-105 bin seviyelerini aşmakta zorlandığını gözlemliyoruz. Özellikle MB’nin faiz indirimleri sonrası tahvil fiyatlarındaki yukarı yönlü hareketin endeks üzerindeki olumlu etkisi gözlendi; ancak son faiz indirimi sonrasında tahvil faizlerinin yıl sonuna kadar aşağıya gelmesi için çok fazla yer kalmadı. Yıl sonunda yüzde 15 civarında oluşması beklenen enflasyon verilerinin büyük bir sürpriz yapmaması durumunda, tahvil fiyatlarındaki değerlemenin sınırlı kalacağını düşünüyoruz. Diğer taraftan üç çeyrektir küçülme içerisinde olan ekonomide kademeli ve ılımlı iyileşmeler gözlendiği konusunda Merkez Bankası’nın açıklamalarını izliyoruz. Her ne kadar sanayi üretimi ve kapasite kullanım oranı gibi verilere bu iyileşme yansımamış olsa da yıl sonunda IMF’nin de Türkiye için pozitif büyüme beklentisi devam ediyor. Bu gelişmeler ışığında Borsa için de yıl sonuna kadar mevcut varsayımlar ışığında yatay ve yukarı yönlü beklentimizi koruyoruz.

Altın

Büyüme tarafında küresel bazda yaşanan olumsuzluklar PMI verilerindeki sert düşüler ve beraberinde yaşanan siyasi gelişmeler zaman zaman artan jeopolitik risklerle birleşmesi en çok altının yıldızını parlatıyor. FED’in küresel piyasalara Organik Genişleme söylemini sunması sonrasında, altında 1490 dolara kadar çekilmesinin ardından yeniden başlayan yükselişler 1520-1530 dolar bandına taşırken, dolar Avrupa Varlık Alım Programı ve Brexit belirsizliğiyle birlikte değer kazanamaya devam ediyor. Dünya genelindeki bu durum Türkiye özelindeki risklerle birleşince yerli ve yabancı yatırımcı tercihini dolar/altın yatırımından yana kullanmaya devam ediyor. Yıl sonuna doğru altında 1550-1580 dolar ons seviyeleri yeniden görülebilecek seviyeler olabilir. İran yaptırımları ve Çin /ABD anlaşmasına dair belirsizlikler ve 10 Ekim’de bir araya gelecek taraflar arasında gerginliğin tırmanması gibi olasılıkları da dikkate alarak, “portföylerde yüzde 30 oranında altın olmalı” tavsiyemizi yıl sonuna kadar koruyoruz.

Sıradaki Haber
Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.