Geleceğe dair merak uyandıran çizgi filmlerden birisi olan Jetgilleri hatırlayanlar vardır aramızda. İlk bölümü 1962 yılında yayınlanmış olan çizgi film aslında yayımlanmaya başladığı seneden tam 100 yıl sonrasını yani 2062 işaret ediyordu.
Jetgiller; robotların, hologramların ve enteresan buluşların olduğu bir gelecek zaman ütopyasında geçmekte ve bu ütopyanın en ilgi çekici ve önemli noktası ise kurulan sofralarıdır. Gelecek zaman kurgusu olmasına rağmen bu ütopyada yine bir aile sofrası ve sofranın lezzeti 3D yazıcılardan çıkan yemeklerle sağlanıyordu. Jetgiller günümüzde hala bir efsane olarak kalsa da teknolojinin hızla gelişmesi sayesinde neyi nasıl yiyeceğimiz şekilleniyor. Bu yazımda sizlere “2030’larda ne yiyeceğiz?” sorusunu cevaplayacağım.
Önemle söylemeyelim ki bağışıklığı arttıran yiyecekler ve sağlıklı beslenme gündemde olmaya devam edecek..Çinko, selenyum, C vitamini ve D vitamini gibi vitamin ve mineralleri 2030’da daha sık konuşacağız.
Mutfakta zeytinyağının yanında alternatif olarak pek çok tohum yağı göreceğiz.
Kızarmış sarımsak, mantar suyu, artan ekmekten içecek yapımı, kuru et yerine kuru sebze gibi yenilikler de çok kısa sürede günlük hayatımıza girecek.
Turşu, kefir, renkli sebzeler, omega-3 içeren deniz ürünleri, mevsimsel beslenme ve organik beslenme hiç olmadığı kadar gündemimizde olacak.
Yeme-içme sektöründe dijitalleşmeden geri adım atılmayacağını öngörmek mümkün.Son yıllarda yapılan bir araştırmaya göre 1950-1964 arası doğanlar menü önerisinin yapay zekâ tarafından yapılmasını yüzde 17 oranında kabul ederken Z kuşağı yüzde 57 oranında tercih ediyor.
Teknolojinin hızla hayatımıza yenilikler katmasıyla beraber paket yemek servisi taşıyan otonom servis robotları ve drone’lar kullanmaya başladı.
Hatta istediğimiz restorana gidemediğimiz zaman restoran bize geliyor. Nasıl mı? Yarı pişmiş veya büyük kısmı hazır olarak eve gelen, sadece son bir dokunuş gerektiren yemeklerden sevdiğimiz restoranın kendi yaptığı özel soslu yiyeceği, kişiselleştirilmiş tabaklarına, baharatına, hatta QR kodunu okuttuğunuz da playlist’lerine kadar birçok restoranın yiyecekleri evlerimize konuk oluyor.
Dünyada kullanımı hızla yaygınlaşan mikro yeşillikleri daha fazla duyacağız. Sebze, ot, baharat ve baklagillerin tohumlarından çıkan ilk yapraklı halleri olan bu yeşilliklerin evde kolaylıkla yetiştirilmelerinden dolayı daha erişilebilir hala gelecek.
Son yıllarda adından sıkça söz ettiren fiziksel bir restoran olmayıp farklı markaların aynı mutfağı paylaştığı ve sadece paket servis hizmeti veren ‘ghostkitchen’ (hayalet mutfak) konsepti yaygınlaşacak.
Son zamanlarda etin görünüşünü, tadını ve dokusunu benzer bitki bazlı gıdalar üreten girişimler hızla büyüdü. Yurt dışında şıkça kullanılan ve hatta yalnızca kırmızı etin değil; balık, peynir ve yoğurdun türevi ürünlere de alışacağız. Süt gibi görünmesine rağmen bezelye proteini olan, lahana suyu ve ananas suyundan yapılan ürünler adından söz ettirecek gibi.
Gıda seçimlerinde iklim değişikliğinin etkilerini göreceğiz. Bazı firmalar sürdürebilir bir politika açısından daha düşük karbon ayak izine sahip menüler yaratmakta. Hatta bu politikabireylerinde de kendi tüketim davranışlarını değiştirebilir. Yüksek karbon ayak izine sahip besinler yerine bitkisel bazlı beslenenlerin sayısı artacak.